|
Dünya Sulak Alanlar Günü, Türkiye’de buruk kutlandı. Sıtma ile mücadele ve sulama politikaları nedeniyle Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alanını kaybeden ülkemizde kurtarma çalışmalarına hız verildi.
H2O, suyun kimyasal formülü. Ama artık yeryüzüne hayat veren su, imdat çağrısı anlamına gelen ‘SOS’ veriyor. Günümüz insanı, tutulduğu şehir mahpusluğunda doğada neler olup bittiğini pek göremiyor. Hem de bütün nimetlerini âdeta bir hizmetli gibi insana veren tabiatın bünyesinde büyük tahribatlar meydana gelirken...
Konya havzasına şöyle bir seyahat ederseniz çok değil, son 10 yılda göz alabildiğince uzanan sazlıkların kuruduğunu göreceksiniz. Tuz Gölü bile hafızamıza kazınan coğrafi şekline göre çekilmiş, büzüşmüş durumda. Daha neler oluyor derseniz saymakla bitmez.
Peki, bugünlere nasıl gelindi? ‘Bataklık’ denince akla sivrisinekler, haşerat, sürüngenler, çamur ve hastalık geliyor değil mi? Uzun yıllar ilkokul kitaplarında Cumhuriyet döneminin başarılı icraatları arasında gösterildi bataklıkların kurutulması. Sıtma ile mücadele kapsamında yaklaşık 118 bin hektar bataklığın hakkından gelindi(!) İnsanlığın, ekoloji biliminin tam olarak farkına varmadığı yıllardı. Yıllar geçti, bilim yeni keşiflerle kendini yeniledi. Âdeta hayatın mayalandığı yerler olduğu anlaşıldı bataklıkların.
Ama son 50 yıl içinde Marmara Denizi büyüklüğünde (yaklaşık 1 milyon 500 bin hektar) sulak alan kaybedilmişti bile. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki ilgili sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımı ile kurulan Türkiye Su Meclisi’nin açıklamasına göre sulak alanların durumu oldukça ürkütücü. Buna göre son 10 yıl içinde hatalı su politikaları yüzünden 240 bin hektar sulak alan kurudu. (Tuz Gölü’nün yaklaşık 2 katı)
Devlet Su İşleri’nin (DSİ) kurulduğu 1953’ten bu yana 370 bin hektar sulak alan çeşitli kurutma ve taşkın kontrolü amaçlı projeler yüzenden fonksiyonunu kaybetti. 375 bin hektar alan küçük ölçekli taşkın kontrolü, drenaj ve kurutma projelerine maruz kaldı. Bu şekilde Çukurova, Çarşamba ve Konya ovaları ile Meriç ve Ergene havzaları gibi pek çok bölgede sulak alanlar kurutuldu.
SU GÖÇLERİ BAŞLADI
Bu bölgelerde kurutulan sulak alanlar tarım, hayvancılık ve orman alanlarını da olumsuz etkiledi. Konya Havzası’nda sulama barajları ve binlerce kuyu nedeniyle suyun göllere gitmesi engellenerek havzadaki doğal su akışı bozuldu.
Yaklaşık 1 milyar 150 milyon metreküp emniyetli su rezervine sahip Konya Havzası’ndan her yıl 1 milyar 786 milyon metreküp su çekilince, yılda 636 milyon metreküp su açığı ortaya çıktı. Başka bir deyişle havzadan her yıl bir Tuz Gölü’nü dolduracak kadar su fazladan çekildi.
Konya’da kuruyan Eşmekaya Sazlıkları sebebiyle bir zamanlar kayısı bile üretilen yörede tarım güçleşti. Suyu çok derinlerden çekmeye başlayan çiftçiler yüklü elektrik faturaları ile karşılaştı. Önce hayvancılık terk edildi, sonra binbir zorlukla ekilen ürün kazandırmaz oldu. Sonunda yüzlerce aile Balıkesir, Bursa ve İstanbul’a göç etti. Köylüler arasında ‘Ahmet Amca’ olarak tanınan Ahmet Erk, yaşananların canlı şahidi. DSİ’nin kuruyan sazlığın önüne yaptığı baraja karşı çıkan Ahmet Erk, ilgili bakan, vali ve DSİ Genel Müdürü’ne konuyu kendi lisanı ile aktarmış. Ahmet Erk, aşağılandığını, hatta tartaklandığını gözleri yaşararak anlatıyor.
Akşehir Gölü de çiftçilerin yoğun su kullanımı sebebiyle büyük oranda kurudu. Çiftçiler uzun yıllar ‘bindikleri dalı kestiklerinin’ farkına varmadı. Bölgedeki nem oranının azalmasıyla yörenin en büyük gelir kaynağı olan meyve üretiminde büyük düşüş oldu. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın yaptırdığı yönetim planında çiftçilerin acilen damlama sulamaya geçmesi istendi.
Başa gelen bunca felaketten sonra iade-i itibar yapılan bataklıklar, ‘sulak alanlar’ olarak anılmaya başladı. Birleşmiş Milletler, sulak alanların korunması amacıyla çıkarılan Uluslararası Ramsar Sözleşmesi’nin imzaya açıldığı 2 Şubat’ın Dünya Sulak Alanlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Bu yılki kutlama etkinlerinde tema, “İklim değişikliği ve sulak alanlar” idi.
Bataklık deyip geçtiğimiz bu alanlar, dünyayı plastik bir örtü gibi sararak iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının en büyük tutucusu. Sulak alanlar, bu gazları ormanlardan daha fazla emiyor.
Ülkemizde toplam alanı 1 milyon hektarı aşan 300’den fazla sulak alan bulunmakta. Uluslararası kıstaslar dikkate alınarak yapılan değerlendirmelere göre, bu alanların 135’i uluslararası öneme sahip. Sulak alan ekosistemleri, yağmur ormanlarından sonra yeryüzünün en üretken ekosistemleri olarak kabul ediliyor.
Türkiye, Ramsar Sözleşmesi’ne 1994’te taraf oldu. Bugüne kadar 13 sulak alanını (Sultan Sazlığı, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Manyas Gölü, Göksu Deltası, Akyatan Lagünü, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Yumurtalık Lagünü, Meke Gölü, Kızören Obruğu ve Kuyucuk Gölü) sözleşme kapsamında korumaya aldı.
Çevre ve Orman Bakanlığı, bu amaçla 16 alanda “Sulak Alan Yönetim Planları” uygulamasını da sürdürüyor.
Sulak alanların korunması için yapılan diğer bir çalışma da Sulak Alan Koruma Bölgeleri. 31 alan için belirlenen bu bölgeler Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nda onaylanarak yürürlüğe girdi.
Kuş gribi salgını ile kamuoyunun duyduğu kuş göç hareketlerinin belirlenmesi için de sivil toplum kuruluşları çok sayıda proje yapıyor. Bu projeler dünya çapında da takdir görüyor. Kuzeydoğa Derneği tarafından hayata geçirilen “Kuyucak Gölü Koruma, Araştırma, Sulak Alan Restorasyonu ve Kuş Gözlem Turizmi Projesi” 2009’da dünyada yılın en iyi projesi seçilerek Whitley Fonu Altın Ödülü’nü kazandı.
Bu alanların korunması ve geliştirilmesine yardımcı olan diğer unsur da 2005’te hayata geçirilen Kuş Cennetleri Projesi. Kuş cennetleri ile nadide sulak alanların halka kazandırılması, alanlarda koruma bilincinin geliştirilmesi, bilimsel çalışmalara destek olunması, istihdamın artırılması, eko turizmin geliştirilmesi hedefleniyor. Bu çerçevede 11 sulak alanda kuş cenneti projeleri uygulanıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı 1. Ulusal Sulak Alan Stratejisi, 2003-2008 yılları arasında uyguladı. II. Ulusal Sulak Alan stratejisi ise 2010-2014 yılları için hazırlanma aşamasında.
Sulak alanlar konusunda geldiğimiz noktada tartışma barajlar ve su projeleri üzerinde yoğunlaşıyor. Şu anda Türkiye’de su yatırımları çoğunlukla havza bazında plan yapılmadan sürdürülüyor.
SU YÖNETİMİ ÇOK BAŞLI
Sulak alanlarda karşılaşılan sorunlar ve çözüm teklifleri konusunda bir değerlendirme yapan TBMM Çevre Komisyonu Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Öztürk, suyun yönetimindeki çok başlılığa son verilmesi gerektiğini belirtiyor.
TBMM’de oluşturulan İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun başkanı olarak çok sayıda sulak alanı gezerek durumu yerinde gören Öztürk şunları dile getiriyor: “Ülkemiz artık kurak iklim kuşağına giriyor. Bazı bölgelerde ciddi kuruma olayları meydana geldi. Sulak alanları tehdit eden baraj, zirai sulama gibi yatırımları dikkatli ele almak lazım. Bunlar çok iyi projelendirilerek yapılmalı. Çevresel maliyetler de hesaba katılmalı.”
Öztürk, çözüm için de havza bazında entegre su yönetimine geçişi gösteriyor. AB’ye de uyum sağlamak amacıyla su yönetiminin havza bazında yapılması gerektiğinin altını çizen Öztürk, “Maalesef Türkiye bunu tam olarak yerine getiremiyor. AB ülkelerinde de havza bazında entegre su yönetimini uygulamak için süre isteyen ülkeler var. Türkiye’de suyun yönetimine 18 kuruluş katılıyor. Su konusunda planlama ve uygulama yapan kurum ayrı olmalı. Su yasası bir an önce çıkarılmalı.” diyor.
Su havzaları üzerine çok sayıda proje yürüten Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Güven Eken, bugün derelere kurulan hidroelektrik santralleri ile gündeme gelen yanlış su politikalarının, aslında kendisini ilk olarak göllerin kurutulması ile gösterdiğini vurguluyor. Eken şunları söylüyor: “Sorun nehirler ve nihayet havzaların en uç noktaları olan derelere kadar tırmanmıştır. Sulak alanlar, hâlâ yürürlükte olan su politikasının ilk kurbanlarıdır ve bu yanlış uygulamalar 1950’lerden sonra sessiz sedasız yapılmıştır.”
Sulak alan nedir?
Ramsar Sözleşmesi'ne göre; tabii veya suni, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme derecesinde 6 metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbalıklar, sulak alan kabul ediliyor.
Kuruyan bazı sulak alanlarımız
Hotamış Sazlıkları: 16 bin 500 hektar. Türkiye'nin en zengin sulak alanlarından biriydi. 1990'da 8 bin hektara düştü, 2000'lerin başında ileri derecede küçüldü. Bugün ise tamamen kurumuş durumda.
Eşmekaya Sazlıkları: 11 bin 250 hektar. DSİ'nin Eşmekaya Sazlığı'nı baraj gölüne çevirme yönündeki çalışmaları sonrasında, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın DSİ aleyhinde açtığı davayı kazanması ve sulak alanın kuruması sonucu baraj inşaatı yarım kaldı. Şu anda su tutma kapasitesi olmayan bu barajın inşaatı ile bölgedeki sazlıklar ve meyve bahçeleri yok edildi.
Ereğli Sazlıkları: 37 bin hektar. Göle su getiren doğal kaynakların DSİ tarafından yapılan barajlara yönlendirilmesi sonucu Ereğli Sazlıkları tamamen kurudu. Koruma altındaki Ereğli Sazlıkları'nın kurutulması ile 10 binlerce su kuşu yaşam alanlarını kaybetti.
Seyfe Gölü: 14 bin hektar. Ramsar Alanı olmasına rağmen, DSİ'nin kurutma amaçlı projelerinin ufak değişikliklerle hayata geçirilmesi ve gölü besleyen kaynakların tarım ve içme suyu amaçlı kullanılması nedeniyle göl tamamen kurudu.
Sultan Sazlığı: 39 bin hektar. 1940'larda alanın güneydoğusunda kalan binlerce hektar bataklık, sıtmayla mücadele programının bir parçası olarak kurutuldu. Son on yılda ise sazlığı besleyen ana su kaynakları sulama barajlarında tutulduğu için dünya ölçeğinde önemli bu sulak alanı kaybettik. DSİ, sulak alanlar komisyonunun kararlarına rağmen alanın ihtiyacı olan suyu sazlıklara bırakmıyor.
Akşehir Gölü: Kurutulan alanı 35 bin hektar. Maksimum alanı 1969'da 35 bin 300 hektarken, 1993'te 17 bin 700 hektara düştü. Günümüzde suyunun tarıma yönlendirilmesi nedeniyle tamamen kurumuş durumda.
Tuz Gölü: Kurutulan alanı 80 bin hektar. Sulama barajları ve yer altı sularının plansız çekilmesi nedeniyle gölün en azından yarısı kurudu. Geri kalan kısmı ise ekolojik fonksiyonlarını tümüyle kaybetti.
Düden Gölü: Kurutulan alanı 860 hektar. Konya Havzası'ndaki yer altı sularının aşırı çekilmesi nedeniyle büyük oranda kurudu.
Bolluk Gölü: Kurutulan alanı bin 150 hektar. Konya Havzası'ndaki yeraltı sularının aşırı çekilmesi nedeniyle büyük oranda kurudu.
Tersakan Gölü: Kurutulan alanı 6 bin 400 hektar. Konya Havzası'ndaki yer altı sularının aşırı çekilmesi nedeniyle büyük oranda kurudu.
GÜRHAN SAVGI
Aksiyon
|